Multifaktöriyel ve kompleks bir hastalık: Obezite

Öncelikle yazıma tüm ülkemize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Geçirdiğimiz büyük felaketten sonra bir an önce yaraları sarmak, acıları dindirmeye çalışmak ve dayanışma içinde olmak gerekir. Sağlık sorunları devam etmekte ve dolayısıyla sağlık hizmeti, devamlılığı zorunlu olan bir hizmettir. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Bu ayki köşe yazımızın konusu, vücutta sağlığı bozacak ölçüde yağ birikmesinin neden olduğu aşırı şişmanlık, yani obezite. Günümüzde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra gelen en önemli nedeni olan obezite, sağlığı olumsuz etkileyen multifaktöriyel ve kompleks bir hastalıktır. Obezite başta tip 2 diyabet ve prediyabet olmak üzere, kalp hastalıkları, serebrovasküler hastalık, hipertansiyon, hiperlipidemi, çeşitlli kanserler, karaciğer yağlanması, obstrüktif uyku-apne sendromu, gastroözofageyal reflü, safra yolları hastalığı, polikistik over sendromu, interfilite, depresyon gibi birçok sağlık sorununa sebep olarak hem insanların yaşam kalitesini düşürüp hem de sağlık harcamaları üzerinde büyük yük oluşturmaktadır.

Obezite, yüksek miktarda enerji alımıyla birlikte vücutta aşırı yağ birikimi ile gelişir. Aşırı yağdan ziyade aşırı kilo olarak tanımlanmasının sebebi, vücut yağ yüzdesini belirlemenin kolay olmamasıdır. Obezitenin tanım ve derecelendirilmesi beden kitle endeksine (BKİ) dayanarak yapılır. “BKİ=Ağırlık (kg) / Boy (m2)”

1998 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 21. yüzyılın en önemli sağlık sorununun obezite olacağını bildirmiştir. Gerçekten de obezite günümüzde hemen hemen tüm toplumlarda çok sıklıkla görülen bir sağlık problemidir. Küresel Hastalık Yükü(Global Burden of Disease: GBD) Obezite İşbirliği Grubu’nun 2015 yılında yayınladığı rapora göre, 107,7 milyonu çocuk ve 603,7 milyonu yetişkin olmak üzere dünyadaki aşırı kilolu nüfus 711,4 milyona ulaşmıştır. Ayrıca DSÖ, 2016 yılında dünya genelinde yetişkinlerin %39’unun fazla kilolu, %13’ünün ise obez olduğunu tahmin etmektedir.

Ülkemizde halk sağlığını ciddi biçimde tehdit eden obezite, yaşam tarzının hızla değişmesinin de etkisiyle giderek artan bir problem haline gelmiştir. DSÖ’nün açıkladığı 2022 verilerine göre Türkiye Avrupa ülkeleri arasında obezitede ilk sırada yer almaktadır. Ülkemizde kadınlarda daha sık rastlanmakla birlikte, son yıllarda erkeklerdeki hızlı artış da dikkati çekerken, obezite prevalansı %30’luk kritik sınırı aşmıştır.

Obezite Sebepleri

Enerji alımının artışı veya enerji harcanmasının azalmasına bağlı enerji homeostazının bozulması, obezitenin temel sebeplerindendir. Fizyolojik, sosyokültürel, çevresel ve davranışsal birçok fizyopatolojik koşulun yanı sıra, genetik ve epigenetik faktörler obezite gelişiminde etkilidir. Özetleyecek olursak, biyolojik (genetik ve epigenetik) faktörler ile çevresel (davranışsal, sosyal) etmenler arasındaki etkileşim, enerji dengesinin düzenlenmesi ve yağ depolarının oluşmasında rol oynar. Ancak obezite gelişimini önemli ölçüde hızlandıran etmenler yoğun beslenme, büyük porsiyonlar, fiziksel aktivitenin olmadığı veya düzensiz olduğu sedanter yaşam tarzı ve yeme bozuklukları gibi davranışsal, kültürel ve çevresel faktörlerdir.

Obezite Cerrahisi

Tüm bu obezite ile ilgili yapılan açıklamalardan sonra cerrah olarak en çok aldığım soru şu: Ne zaman ameliyat olalım? Vücut kitle endeksi hesaplandıktan sonra diyete ve tüm önlemlere rağmen kilo veremeyen, vücut kitle endeksi 35’in üstünde ve eşlik eden hastalığı olan ya da hiçbir hastalığı olmasa da vücut kitle endeksi 40 ve 40’ın üstünde olan hastalar ameliyat programına alınabilir. Ameliyat için en büyük engeller ise; var olan psikiyatrik hastalık, tedavi görülen kanser hastalığı, patolojik derecede alkol bağımlılığı.

Obezite cerrahisinde ameliyat sonrası takip, beslenme düzenlemesi ve ömür boyu kontrol başarının en önemli etkenlerinden birisidir.

Şimdiden obezite ile mücadele eden tüm hastalarımıza geçmiş olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir